masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2012 Pazar

Yalancı Çoban Masalında Teknik Hata

Küçükken uyumadığınız yada yalan söylediğiniz zaman mutlaka anlatmışlardır bu masalı. Özellikle küçük çocuklara yalan attıklarında anlatılır. "Gel bakalım" derler büyükler sonra başlarlar masalı anlatmaya, bitince de "İşte böyle küçüğüm, sakın yalan atma yoksa sende yalancı çoban gibi olursun" diyerek nasihati de verip görevlerini yerine getirmiş olurlar; ancak masalda ciddi anlamda teknik hata var. İnternetten de bir kaç yerde okudum aşağı yukarı hepsinin sonu aynı bitiyor. Masal biraz uzun olduğu için herkes bir şeyler eklemiş yada çıkartmış; ama sonu hep aynı bitiyor. Neyse bende ilk önce masalı anlatayım sonra konuya dönelim.

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir tane çoban varmış. Bu çoban köyün koyunlarını otlatırmış. Gene bir gün köyün koyunlarını otlatırken başlamış kavalını çalmaya. Çalmış, çalmış sonra canı sıkılmış kaval çalmaktan. Oturmuş düşünmüş ne yapsam diye. Birden aklına bir fikir gelmiş başlamış bağırmaya "Köylüler yetişin kurt var!" diye. Köylüler hemen tüfeklerini kapıp sürünün olduğu yere gelmişler. Bir bakmışlar çoban kahkahalarla gülüyor. Demişler "Hani kurt nerede?" çobanda gülerek cevap vermiş "Kurt falan yok ben sizi kandırdım" demiş. Köylüler homurdana homurdana geri dönmüşler. Aradan zaman geçmiş gene bütün ahaliyi kurt var diye ayaklandırmış. Ahali bir bakmış gene ortalıkta kurt falan yok. Çoban bunu bir kaç kez daha yapıp ahaliyi silahlarıyla sürünün yanına koşturmuş. Ahali her geldiğinde gülüp eğlenmiş.

Bizim yalancı çoban bir gün sürüyü otlatırken gerçekten kurt gelmiş. Başlamış bağırmaya "Kurt var, yetişin!" diye; ama köylü bu sefer hiç önemsememiş "Gene yalan atıyordur." diyerek hiç yerlerinden kıpırdamamış. Bu arada sürüye gelen kurt bütün koyunları yemiş. Burada da masal bitmiş.

Bana anlatılan masal böyle bitiyor internette okuduğum aynı masalın sonu birisinde "Çoban ne yapacağım diye başlamış ağlamaya." diye bitiyor birisinde de "Kurt yanına gelip 'Bir daha yalan atma yoksa sana böyle inanmazlar' demiş." diye bitiyor. Bana göre masalın sonu hangisinde biterse bitsin saçma, büyük ihtimal bu masalı anlatan ilk kişi sonuna gelemeden kalp krizinden yada başka bir şeyden ölerek sonunu anlatamamış, sonra da bu masalı dinleyenler ilk kişinin anlattığı haliyle kuşaktan kuşağa aktarmış, bütün sorun bu...

Gelelim masaldaki teknik hataya. Masalın sonunda çobana bir şey olmuyor, olan gene köylünün koyununa oluyor yani köylü kurt var dediğinde gitseydi koyunlar kurtulacaktı; ama gitmediği için koyunlarını kaybetti. Bu durumda kötü olan şey aslında çobanın yalan atması değil köylünün koyunlarını kaybetmesi. Sonuçta bir şeylerini kaybeden kişi köylü, çobanda problem yok.

Allah rahmet eylesin eğer masalı anlatan kişi sonunu anlatamadan öldüyse büyük ihtimal sonu "Kurt bütün sürüyü sonrada çobanı yemiş" diye bitirecekti. Eğer masal bu şekilde bitseydi o zaman yalan atmanın kötü bir şey olduğu apaçık görülürdü; çünkü sonunda çobanda ölüyor. Yok eğer bu masalı anlatan ilk kişi hakikaten böyle amaçsızca, sonunda hiç mesaj vermeden anlattıysa, siz anlatmayın. Yada masalın gelişme kısmını değiştirip sonuca bağlayın, mesela "Köylüye sürekli yalan atıp kandıran çoban işinden olmuş. O köyde yaptıklarını duyan diğer köydeki ahaliler de ona iş vermemiş." diye anlatın. Bu durumda çoban yalan attığı için kötü duruma düşmüş olur. Diğerinde çoban kötü duruma düşüyor; ama asıl kötü duruma düşen köylü oluyor.

Hazır yalan konusuna değinmişken, yalancı bir insana ne zaman "yalancı" diye niteleme yapılır? Yalanı ortaya çıktığı zaman. Bu durumda yalanı ortaya çıkmayan adam dürüst olmuş olur. Yalan ortaya çıktığı zaman yalan olduğunu anlarız. Ahanda felsefik durum. Kalın sağlıcakla...

2 Kasım 2011 Çarşamba

Berbat Masal

   Selam okuyucu, bu yazımda bana eskiden anlatılan ve zavallı çocukların beynine neler sokulmak istendiğini anlatan boktan bir masalı ele alacağım. Başlayalım...

   Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur zaman içinde bir nine ile dede varmış. Ninenin evi sazdan dedenin evi tuzdanmış. Bir gün nine yemek yaparken bir bakmış tuz yok. Ne yapsam, ne yapsam diye düşünürken aklına dede gelmiş. Hemen gitmiş kapısına "dede!" demiş, "bana biraz tuz verir misin?" dede cevap vermiş "vermem sana tuz falan, git!" demiş. Nine çok kızmış bu duruma "bir yağmur yağsın, bir yağmur yasın, seninde evin erisin, sokakta kal!" demiş. Hakikaten o gece bir yağmur yağmış, bir yağmur yağmış, dedenin evi erimiş. Kalmış sokakta. Ertesi gün gitmiş ninenin kapısına "nineee!" demiş, "sokakta kaldım, evine alır mısın beni?" demiş. Nine kızmış "sen bana bir tuz vermedin, almam" demiş. Dede diretmiş "ne olursun be ninecim" demiş. Nine merhametli kadınmış "sen bana tuz vermedin ama gel bari kapının oraya" demiş. Almış dedeyi içeri kapının oraya. Nine de içeride sobanın yanında oturuyormuş. Dede gene seslenmiş "nineee!" demiş "çok soğuk burası, sobanın yanına geleyim mi?" demiş. Olmaz demiş nine. Dede diretmiş gene "ne olursun be ninecim" demiş. Nine merhametli kadınmış "eh! gel bari, sen bana tuz vermemiştin ama neyse" demiş. Dede gelmiş sobanın yanına. Akşam geç olmuş nine gitmiş yatağına yatmaya. Biraz geçtikten sonra dede gene seslenmiş "nineee!" demiş "çok yoruldum burada, yanına yatayım mı?" demiş. Olmaz demiş nine. Dede gene diretmiş "Ne olursun be ninecim çok yoruldum burada" demiş. Nine merhametliymiş "Sen bana tuz vermemiştin ama gel bari" demiş. (Şimdi en can alıcı nokta geliyor) Gir ninenin koynuna bak dedenin oyununaaa!

   Bu ne lan? Bu ne boktan masal? Ne bu ne? Resmen pornografik masal yahu! Böyle masal mı olur? Bir kere çocuğa kinciliği aşılıyor. Dede bir tuz vermiyor alt tarafı, nine hemen beddua ediyor. Hemde ne beddua. Azına sıçıyor resmen. Yahu zaten ninenin kolesterolü falan vardır ne yapacak tuzu? Hadi bedduayı da geçtim sonu nasıl bitiyor bunun? Aşk-ı Memnu halt etmiş. Sokakta kalan dedenin intikamı.

   Madem bu masal pornografi ile bitiyor, o zaman içeriği de değiştirmek lazım. Asıl masal şöyle olmalı; Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur zaman içinde bir nine ile dede varmış. Ninenin evi sazdan dedenin evi tuzdanmış. Bir gün nine yemek yaparken bir bakmış tuz yok. Ne yapsam, ne yapsam diye düşünürken aklına dede gelmiş. Hemen gitmiş kapısına "dede!" demiş, "bana biraz tuz verir misin?" dede cevap vermiş "vermem sana tuz falan, siktir git evimin önünden, koca götlü karı!" demiş. Nine bir atar yapmış "Ulan Allah belanı versin senin, piç kurusu alt tarafı tuz istedik!" demiş. Bunun üzerine dede "Lan sen siktir gitin neresini anlamadın gitsene be mal" demiş. Nine de "Ulan soyun sopun kurusun puşt, inşallah bir yağmur yağar, bir yağmur yağar da evin başına yıkılır" demiş.  Hakikaten o gece bir yağmur yağmış, bir yağmur yağmış, dedenin evi erimiş. Kalmış sokakta. Ertesi gün gitmiş ninenin kapısına "nineee!" demiş, "sokakta kaldım, evine alır mısın beni?" demiş. Ne beklersin nineden? İçeriden şöyle bir cevap gelmiş "Siktir giiit!". Aman yarabbi, dedenin bi'gözü dönmüş başlamış bağırmaya "ulan şom ağızlı puşt kadın tuttu bedduan kaldım sokakta, ağzına sıçayım senin göt karı, geber inşallahta toprak bile kabul etmesin seni, aç ulan şu kapıyı dondum burada, açmazsan kapıyı kırar sana tecavüz ederim" demiş. Nine de sanki kapısı çelik kapıymış gibi "Bir bok yapamazsın!" diye bağırmış. Dede de bir kızmış, kırmış kapıyı girmiş içeriye. Eh! sonu malum...


   Nasıldı? Aynı hesap değil mi? Diğeri arasındaki tek fark sonu değişik ve küfürlü. Başka değişik bir şey yok. Kalın sağlıcakla...