Bugün İtalya'dan Schengen vizemi aldım. Yazın interrail ile Avrupa da Schengen bölgesi diye adlandırılan bölgede rahatça vizesiz dolaşmak için gereken bir vize. Kısaca Avrupa da ki bütün ülkelerden vize almak yerine Schengen protokolünde bulunan bir ülkeden bu vizeyi aldığında, bu protokolü imzalayan diğer ülkeler de sana vize vermiş gibi oluyor. Ayrıntılı bilgi almak için internette yığınlarca bilgi var tekrar hepsini yazmak istemiyorum. Benim yazmak istediğim bu vizeye başvurduktan sonra geçen süreç. Bunun için internette sözlüklere bakmak zorunda kaldım; ancak pek tatmin etmedi. Bu yüzden vizeyi aldığımda başımdan geçenleri yazıp başkalarını bilgilendirmeye karar verdim.
İtalya'dan Schengen vizesi almanız için iki seçeneğiniz var. Ya kendiniz direkt büyükelçilikten randevu alıp başvurabiliyorsunuz ya da İtalya, Hollanda ve Almanya'nın evrak hazırlama, başvuru, başvuru takip, gibi işlerini iData diye bir şirkete devrettiği ofislerden yapıyorsunuz. Ben şahsen iData'dan başvurdum; çünkü büyükelçilikten nasıl randevu alınacağı ile ilgili bir bilgi yok, sadece e-posta adresi bulunmakta.
iData ile ilgili internette pek iyi şeyler okumadım; ancak Ankara'daki şubesinde okuduklarım ile ilgili bir sorun yaşamadım. Tek sorun internette başvuru için gereken bütün belgelerin yazmaması. Bu yüzden başvuru için sizden gereken belgeleri yanınıza bir kağıt ve kalem alarak iData ofisine gidip öğrenmeniz tavsiyemdir. Sitesindeki belgeleri tamamlayıp gittiğinizde eksiklik olduğunu söyleyip geri göndereceklerdir.
Bende bu mantıkla hareket ederek iData ofisine giderek, öğrenci olduğumu, interrail yapacağımı ve en çok İtalya da zaman harcayacağımı söyledim ve benden istenilen belgeleri birincil ağızdan öğrendim. Benden istenilen belgeler şu şekilde: 2 adet biyometrik fotograf, ingilizce seyahat sigortası, masrafları karşılayacak kişiden (Anne veya Baba falan...) dilekçe, öğrenci belgesi, son 3 aylık maaş bordrosu, iş yerinden çalıştığına dair belge, 3 aylık banka hareketliliği, seyahatiniz boyunca kalacağınız yerlerin rezervasyonları, pasaportun ilk sayfasının fotokopisi ve önceden aldığınız diğer ülkelerin vize fotokopileri(Varsa), nüfus cüzdanı fotokopisi, interrail biletinin fotokopisi, seyahatinizi madde madde anlatan bir dilekçeniz, İtalya'dan Schengen vizesi almak için doldurulan form(iData'da veriyorlar isterseniz evden kendinizde çıkartabilirsiniz büyükelçilik sitesinde var) ve uçak bileti fotokopisi. Bunlara ek olarak ben arabanın ruhsat fotokopisi ve evin tapusunu götürdüm; ancak sadece evin tapusunun fotokopisini aldılar (Siz ne olur ne olmaz gene de ofise kendiniz gidip bu evrakları teyyit ettirin). Bu belgeleri iData ofisine pasaportum ile başvurdum ve benim isteğim üzerine (final sınavlarımdan dolayı) 26 gün sonraya ilk defa Schengen visesi aldığım için büyükelçilikten randevu verdiler. Bu arada başvurunuzu seyahatinizden 1-2 ay önce yapmanız gerekiyor.
Not: Başvurunuzun hangi aşamada olduğunu iData'nın sitesinden kontrol edebiliyorsunuz.
Aradan günler geçti ve randevu günü geldi. Benden aşırı bir heyecan var tabi. İnternetten sürekli araştırıyorum ne soruyorlar, nasıl gidilmeli falan diye. Kendi kendime evde alıştırmalar yapıyorum şunu sorarsa bunu söylerim, bunu sorarsa şunu söylerim diye. O gün büyükelçilikteki randevumdan 15 dk. önce diğer insanların yanında yerimi aldım. Yaklaşık 45 dk. sonra megafondan benim adım söylendi bende "Buradayım" dedim (Bu arada randevu saatine göre değil alfabetik sıraya göre çağırıyorlar, şanslıysanız isminiz Z ile başlamıyordur). Megafondan "Soyadınızı söyleyiniz" dediler. Bende soyadımı söyledim ve dızt diye ses gelerek kapı açıldı. Sonra içeri girmek için diğer kapıyı zorlarken dızt diye yeni bir ses daha duydum. Oradan da içeri girdim. İçeride kimse yoktu x-ray cihazından geçtiğimde yepyeni bir dızt sesi daha geldi ve solumdaki kapıdan gireceğimi anladım. İçeri girdiğimde karşıma sola dönmem gereken bir koridor geldi oraya yöneldiğim de de sağa dönmem gereken bir koridor ve koridor bitiminde gene bir kapı gördüm. O an herhalde abuk subuk bir rüyanın içerisinde olduğumu düşündüm. Bu seferki kapı dızt diye açılmadı Allahtan. Kapıyı açtım ve içeri girdim. Beyaz bir oda ve ortadan camla ikiye bölünmüş. Camın diğer tarafında benimle mikrofonla iletişime geçen beyaz saçlı mavi gözlü İtalyan olduğunu düşündüğüm biri vardı, önünde de belgelerim. Neredeyse adam hiç bana bakmadı. Belgelerimi inceledi, sizin çok rezervasyonunuz varmış dedi, bende interrail yapacağımı söyledim. Daha çok babamın bankadaki hesaplarına baktı sonra başka bir sayfanın üzerine kırmızı kalemle bir şey yazdı; ama okuyamadım ve sonra "Çıkabilirsiniz" dedi. Benim bütün hayallerim yıkıldı tabi. Oysa bir masada oturan güzel bir bayan olacaktı ve bana "Ne yapacaksın İtalya'da?" gibi sorular soracaktı bende çok iyi Türkçe konuştuğunu falan söyleyip iltifat falan edecektim; ancak öyle olmadı. Beyaz saçlı mavi gözlü İtalyan olarak düşündüğüm amcaya "Bilgi verebilir misiniz?" dedim, o da "Onu i Data'dan öğreneceksiniz" cevabını verdi. Sonra bende tıpış tıpış çıktım.
Dışarı çıktığımda mal gibi oldum. Hiç bir şey anlamamıştım ve internette yazılanlar gibi bir şey olmadı. Büyük ihtimal turistik olarak alınan bir vize olduğundan ve bütün evrakların tam olmasından kaynaklı bir durum. Yol boyunca Türkçe-İtalyanca çeviricilerden red, onaylanmadı, onaylandı, olumsuz gibi kelimelere baktım; ancak hiçbir kelime o kırmızı kalemle yazılanla uyuşmuyordu. Zaten sonra ne yazdığını da unuttuğumu farkettim.
Her neyse, ertesi gün iData'dan pasaportumu alabileceğim üzerine bir SMS geldi. Sabah erkenden kalkıp gidene kadar bildiğim duaları ederek iData ofisine ulaştım. Beyaz saçlı mavi gözlü İtalyan olarak düşündüğüm amcaya teşekkürler. Sağ olsun bana tam istediğim kadar geçerliliği olan bir vize vermiş. Sağlıcakla kalın, nice dıztlı kapılara...
8 Haziran 2013 Cumartesi
7 Haziran 2013 Cuma
Eylem, Ergenlik ve Polis
Ne zamandır yazı yazmıyorum, farklı bir takım işler ve lanet olası sınavlardan kaynaklı bir durum. Daha önce bahsetmişimdir pek şanslı bir insan değilimdir. Genel olarak işlerim hep yokuşa gider. Bu tip durumlardan ötürü yazmaya fırsat bulamadım. Arada çok fazla yazı yazma fikri geldi onları yazmak isterdim; ancak ülkemizin son günlerde yaşadığı durumu işlemeden geçmek penguen belgeseli göstermekten farksız.Bildiğiniz üzere Gezi Parkı eylemleri ile gündeme oturdu bu olaylar. Sonra da halkın "Sadece Gezi Parkı değil be kardeşim!" demesiyle eylemler farklı bir boyut kazandı. Sosyal medyayı takip etmeyen bir sürü vatandaş ya yemek programı izledi ya da penguen belgeseli. Haber programları haber niteliğini yitirdi ve ülkenin içerisinde bulunduğu durumu göstermek yerine gündemi değiştirmeye dayalı programlar yapılmaya başlandı. Bunu iki şekilde ele alabiliriz. Ya bu kanallar halkı daha fazla germemek için farklı yayınlar tercih etti ya da herkesin düşündüğü gibi yalakalığı. Her ne olursa olsun haberlerde mevcut durum gösterilmeliydi; çünkü haber kanallarının bir şeylerin haberlerini yapması normaldir, hele ki bu ülkeyi ilgilendiren bir durumsa.
Gelelim neden bu duruma gelindiğine. Gelelim de bunun için fazla zaman ayırmak gerekir, bu blog sayfası yetmez. Kitap yazmak gerekir, her şeyi derinlemesine ve güzelce anlatmak için. Genel olarak özetlersek mevcut hükümetin sadece kendi tabanının isteklerine yanıt verip diğerlerinin sorunlarına kulak tıkaması diyebiliriz. Bardağın içine %50 su koyup altından baktığımızda tamamı dolu gibi görülür, hatta zorlarsanız bütün evreni bile sudan oluştuğunu görebilirsiniz. Bu yüzden bardağa yan taraftan bakmak gerekir, gerçekten su mudur yoksa zeytinyağı falan da var mıdır diye.
Eylemlerin daha da geniş alana yayılmasının yanında hükümetin sadece kendi tabanına açık olmasından ziyade, polisin orantısız güç kullanması yadsınamaz bir diğer gerçek. Bir çok insan yaralandı, gözünü kaybedenler oldu ve ne yazık ki ölenler oldu. Sadece halktan değil tabi ki polislerden de ölüm ve yaralanma haberleri geldi. Polis şiddet yanlısı olmamalıdır. Polis eylemcilere müdahale yaparken kişisel olarak polis kimliğine güvenip halkına saldırmamalıdır. Bununla ilgili bir çok videolar mevcut internette, mutlaka izlemişsinizdir. Üzücü olmakla beraber polis yetiştiren kurumların çokta nitelikli bir personel yetişmediğini görmekteyiz.
Çevik kuvvetin veya polislerin nasıl bir eğitimden geçtiklerini bilmiyorum; ancak bu yeterli değil ve kesin bir gerçek. Gaz fişeklerinin üstünde bile "Doğrudan insanların üzerine ateş etmeyiniz" yazarken bir sürü polis hedef gözeterek eylemcilere atış yaptığı bir çok videoda görülmekte. Hatta evlere atılan gaz fişekleri bile var. Orantısız güç kullanımından başka mevcut gücün farklı amaçlar doğrultusunda kullanıldığını da görmekteyiz.
Bunlar sadece bir kaçı. Sadece halkı değil polisi de sağduyuya davet etmek lazım. Ayrıca polis alımları titizlikle yapılmalı ve iyi eğitimden geçirilmeliler. 22 yaş altı polis olmamalıdır; çünkü 22 yaşına kadar olan bütün bireyler ergen olarak kabul edilir ve ergenlikteki bir bireye polis kimliği verilirse bunlar normalleşir. Videodakileri ergen polisler yaptı demiyorum. Zaten ergen olmayan polisler yaptıysa durum daha vahim. Tekrar polise verilen eğitimin kötü olduğu ile ilgili konuya döneriz.
Bunlar olurken provakasyon yapanlara da değinmeden edemeyeceğim. Cami'de içki içtiler diyerek dini kullanıp halkı ayaklandırmaya çalışanından tutunda polis eylemcinin üzerinden panzerle geçti diye ateşin üzerine benzin dökenler de var. Yalan haberlerle halkı gaza getirip nasıl bir fayda sağlayacaklarını kestiremiyorum. Bu tip oyunlarla gaza gelip meydanlara gitmemek gerekir. Herkes sağduyulu ve yapacağı bir davranışı iki kere düşünmesi gerekiyor ve özellikle hükümetin ayrıştırıcı değil, birleştirici konuşmalar yapmasından yanayım. Sağlıcakla kalın, kendinize iyi bakın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
