6 Ocak 2015 Salı

La Rafle

Günümüzde herkesin izleyip unutamadığı ve tekrar tekrar izlese de bıkmayacağı bazı filmler vardır. Hatta bu filmler her izlendiğinde farklı bir ayrıntı göze çarpar. İşte benim de herkese şiddetle tavsiye ettiğim ve yukarıda belirttiğim duyguları taşıdığım bir film: La Rafle... Kısaca filmden bahsedeceğim, eğer tarihi filmlere ilgi duyuyorsanız mutlaka izleyin (Bu arada IMDB puanı 10 üzerinden 7).

2010 yapımı Fransız filmi olan La Rafle, 16 Temmuz 1942 den sonra Fransa, Paris de Yahudilere yapılan eziyeti konu almaktadır. 1942 ile 1945 arasında Yahudi bir aile ve komşularının yaşadığı olaylar çerçevesinde konu şekillendirilmiştir.

Almanların, özellikle Polonya gibi bir çok ülkede yaptığı soykırımlardan dolayı kaçan Yahudiler’in bir kısmı Fransa’ya sığınmak zorunla kalmıştır. Almanların güçlenmesinden sonra 8 Temmuz 1942 tarihinde yaptığı baskılar sonucu Fransa da yasa değişikliğine gidilmiştir. Bu yasa değişikliği direkt olarak Yahudileri ilgilendirmektedir. Yeni yasalara göre Yahudilerin halka açık yerlere girmesi yasaklanmıştır. Kimin Yahudi olup olmadığı da üzerlerinde bulununan ve Yahudilerin takması zorunlu hale getirilmiş yıldızdan anlaşılmaktadır (Davud Yıldızı).

Yapılan görüşmeler sonucunda 14 Temmuz 1942 tarihinde Fransa’ya sonradan yerleşmiş, göçmen ve Fransa doğumlu olmayanları toplama kararı alınmıştır; ancak aynı tarih Yahudilerin kutsal günü olan Kodes Günü’ne denk gelmesinden dolayı toplama işlemi 16 Temmuz’a ertelenmiştir.

Daha önce de Yahudiler  toplanmış; ancak bu sefer kadın, erkek; yaşlı, genç; hamile veya özel gereksinimli birey olup olmadığı gözetmeksizin toplama emri çıkarılmıştır. Bu emre göre belirli bir sayı elde edilmek zorundadır ve bu sayı elde edilirken çocuklar ve kadınlar çeyrek sayılacaktır.

16 Temmuz 1942 tarihinde emir uygulanmış ve farklılık gözetmeksizin Yahudiler toplanmaya başlanmıştır. Toplananlar ilk önce bisiklet yarışlarının yapıldığı bir stadyuma koyulmuş daha sonra da bir kısmı Beaune La Rolande enterne kampına götürülmüştür. Burada da bir çok eziyet görmüşlerdir ve bir müddet sonra yakılmak üzere Polonya’da ki bir kampa götürülmüşlerdir. 1945 de savaşın bitmesi ile film de sonlanmaktadır. Sonunu ve filmin büyüsünü bitirecek yerleri izleyeceğinizi düşünerek anlatmayacağım. Filmin fragmanı aşağıdadır, sağlıcakla kalın..


29 Aralık 2014 Pazartesi

Üniversite ve Üniversiteden Sonrası

Uzun bir süre sonra tekrar merhabalar.. Yazının başlığından neden uzun zamandır yazmadığımı anlamışsınızdır. Yazmadığım süreç içerisinde merak edip "Öldün mü neden yazmıyorsun?" diye e-posta atan kişiye merakından ve hemen kötüye yormasından dolayı teşekkür ederim (Bu arada attığı e-postayı cevaplamadım). Yavaştan çalışma hayatına atıldığımdan dolayı ve biraz da üniversite yaşamından sonra gerçek hayatın garip şartlarının verdiği moral bozukluğu sayesinde blog ile fazla ilgilenemedim. Arada işime gelen yorumları cevapladım o kadar. Neyse fazla uzatmadan konuya geçeyim..


Annem emekli olmadan önce, benimle işi hakkında muhabbet ederken arada "İnsanla uğraşmak çok zor." derdi, bende tam olarak ne demek istediğini anlayamaz hı hı deyip dinlemeye devam ederdim. Şimdilerde ise tam olarak ne demek istediğini anlıyorum (İliklerime kadar hissediyorum desem yeridir). Öğretmenlik mezunu olduğum ve çalışma alanımı da ergen kesim oluşturduğu için annemin sözü neredeyse her ders aklıma geliyor.

Üniversitedeyken öğrenci yıllarımda (7 ay öncesinden bahsediyorum) psikoloji ile ilgili olan derslerde şu anda muhatabı olduğum ergenlerle ilgili konular işlenirken içimden "Yaa bunlarla uğraşılmaz, çekemem ben bunları dersi anlatır çeker giderim. Sorunları falan beni ilgilendirmez." derdim. Hatta ders aralarında diğer sınıf arkadaşlarımla da aynı konu hakkında konuşur ve konuşma sonucunda fikir birliğine varırdık. Hatta bizden öğretmen falan olmaz derdik.

Şu zamanda yaptıklarımla o zamanki düşüncelerim bu kadar zıt olur. Şimdilerde öğrencilerimle ciddi anlamda ilgilenip sorunlarını çözmeye çalışıyorum. Harbi harbi öğretmenlik yapıyorum. İşin garibi bahsettiğim durum hakkında konuşup fikir birliğine vardığım arkadaşlarım da aynı durumdalar. Hatta arada görüştüğümüzde şöyle oldu böyle oldu sonra bende böyle yaptım gibi muhabbetler dönüyor. O zamanlar bana bu günlerden bahsedip "İşte sen böyle bir öğretmen olacaksın" deseler "Yav he he!" diyerek kestirip atardım. 

Olumlu bir durumun olumsuza doğru gidiyormuş gibi izlenim vermiş olabilirim, şöyle söyleyeyim durumdan şikayetçi değilim sadece bana garip geliyor. Demek ki öyle uzaktaki bir gelecek hakkında atıp tutmamak gerekiyormuş. O yüzden şimdilerde "Ben asla şunu şunu yapmam." gibi cümleler kurmuyorum. Sonra hayat aynı durumu önüme getirdiğinde  mükemmel bir şekilde yapmam dediklerimi yapıyorum. Hayat dediğimiz kavram etten kemikten biri olsa ve şöyle oturup muhabbet etsek büyük ihtimal bana el ense yapıp "N'oldu la kerata, hani yapmıyo'dun?" deyip birde üstüne kahkaha patlatırdı.

Ah şu insan olarak bizler yokmuyuz. Uzaktan bakıp atıp  tutar, durumu yaşamaya başladığımızda sanki durum hakkında vıdı vıdı yapan biz değilmişiz gibi yaparız. 

Kıssadan hisse: Uzaktan bakıp laf söyleme, durumu yaşamaya başlayınca görürsün ebenin resmini.. Kalın sağlıcakla...