öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Öğretmen Olmak

Öğretmen olabilmek günümüzde o kadar zor bir şey değildir. Herkes öğretmen olabilir; ama gerçekten öğretmen olabilmek için istemek gerekir. İçinizden gelmelidir yoksa olmaz. Öğretmenin işi okulda bitmez, evde de yarınki ders için hazırlanır, "Dersi en iyi şekilde nasıl anlatırım?" veya "Öğrencilerin dikkatini nasıl çekerim?" diye düşünür. Öğrencilerinin sorunlarına ortak olur, üstesinden gelmek için yardımcı olmaya çalışır. Okulda öğretmen, evde farklı bir insan olamazsınız her zaman öğretmensinizdir. Örnek olmanız gerekir. Sigara sağlığa zararlı deyip tenefüste sigara içerseniz örnek olamayacağınızı bilirsiniz. Kolay değildir öğretmen olmak. Bir paragrafa sığmaz.

Peki insanlar neden öğretmen olur? Genelde son tercihidir, çıkmaz diye yazar. Sonra üstteki tercihleri olmaz öğretmenlik olur, istemeye istemeye öğretmenlik yapmaya başlar. Bir başka tercih nedeni de çevrelerinden gelen nasihatte gizlidir "Öğretmenlik seç bak, 3 ay tatili var oh kebap" tarzı öneriler verilir. Sırf 3 ay tatili var diye öğretmenlik seçilir. Sonrası malum öylesine öğretmen olurlar, öylesine eğitim verirler ve sonuç olarak öylesine öğrenci yetiştirmiş olurlar. Bir de gerçekten öğretmen olmak için seçim yapanlar var onlara bir lafım yok zaten.

Okul hayatınıza dönerseniz mutlaka iyi öğretmen veya kötü öğretmen olarak ayırdıklarınız vardır. Öğretmenlerin ağzında bir laf vardır "Hep öğretmen kötü olur zaten" diye çoğunda öğretmenler haklıdır; ancak öğrencilerde bir öğretmenin iyi veya kötü olduğunu anlayabilirler. Derslerin boş geçmesini sağlayan, sizi serbest bırakıp hep eğlenmenizi sağlayan ve o zamanlar iyi sandığınız öğretmenleri kastetmiyorum. Dersini severek dinlediğiniz, size adınızla hitap eden, sıkıntınız olduğunda anlayan öğretmenleriniz mutlaka olmuştur. Hatta bir öğretmeniniz sayesinde hayatınızın değiştiği de olmuştur. Tabi bir öğretmeniniz sayesinde hayatınızın kötü yönde değiştiği de... Geriye doğru baktığınızda çok rahat görebilirsiniz gerçekten isteyerek öğretmenlik yapanlarla istemeyerek öğretmenlik yapanları. Giyinişinden, tavırlarından belli olur. Her sabah kalktığında "Gene okul" diyenle "Yaşasın gene okul" diyen öğretmenin derslerine girme hakkımız olsa aradaki farkın dağlar kadar olduğunu görebilirsiniz.

Öğretmenliğin ne demek olduğunu en iyi şekilde Sadık Öğretmen'in yaptıklarıyla anlatabilirim. Sadık öğretmen'in ilk tayini 1995 yılında Adıyaman'ın Kahta ilçesine bağlı Göçeri köyüne çıkıyor. Gördükleri ile tam bir hayal kırıklığı yaşıyor; çünkü Göçeri İlköğretim Okulu tütün ve gübre ambarı olarak kullanılıyor, eğitimden de eser yok. Elleriyle gübre temizlemeye başlıyor. Dertler gübre temizlemekle de bitmiyor okulda eğitim yapabilmek için hiçbir araç gereç yok. Bunun üzerine kampanya yapmaya başlıyor. Yerde sakız kağıdı bulsa üzerinde adres var mı diye bakarak her yere e-posta ve mektup gönderiyor. Kampanya başarıyla sonuçlanıyor. 3.500 öğrencilik yardım topluyor ve öğrenciler bu yardımlarla hiç para harcamadan okutulmasını sağlıyor. Bunun haricinde köye 10.000 kitaplık kütüphane açılıyor, okuma yazma oranı %9'dan %64'e yükseliyor. Bunların hepsi bir anda olmuyor tabi ki 3 yıl sürüyor. Bu 3 yıl içerisinde ailelerin kafasındaki "Eğitime gerek yok" düşüncesini tersine çevirmekle uğraşıyor. Okumaya başlayan çocuklardan fen lisesini bile kazanan çıkıyor (Sadık Öğretmenin hikayesini kısaltarak anlattım araştırırsanız daha çok bilgiye ulaşabilirsiniz). İşte öğretmenlik böyle bir şey... Sadık Öğretmen pes etmedi elinden gelen her şeyi yaptı. Şehir veya yer ayırt etmedi "Ben köyde yapamam" deyip geri dönmedi. Neden? Çünkü o gerçek bir Öğretmen.

Öğretmenlerin 15 saat çalışıp aldıkları maaşların hak edilmediği yönünde haberler çıktı. Hiç bir yorum yapmadan aynı sorunun bir benzerini anlatacağım. İngiltere'de doktorlar öğretmenlerden daha fazla çalışmasına rağmen öğretmenlerle aynı maaşı almalarından dolayı, neden öğretmenlerin doktorlarla aynı maaşı aldıkları soruluyor. Bunun üzerine yapılan araştırma sonucunda, öğretmenlerin 1 saati diğer mesleklerin 3 saati olduğu ortaya çıkıyor (Beyin aktivasyonuna göre) ve hatta Birleşik Krallık'ta öğretmenlere yüklenen iş yükünün azaltılması yönünde yasa çıkartılıyor. Yorum yok.

Öğretmen olmak için öğretmen olmayı istemek gerekir. Öylesine öğretmen olmak veya öylesine öğretmenler yetiştirilmesine katkıda bulunmak, öylesine nesiller yetiştirmemize neden olur. Kalın sağlıcakla.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

147: Öğretmen Şikayet Hattı

Tamamen saçmalık olarak düşündüğüm bir ihbar hattı. Şikayet hattı demiyorum çünkü "Şikayet" kelimesi bana bunun bir kılıfıymış gibi geliyor. Mesela biz 110'u neden ararız? Yangın çıkmıştır onun ihbarını vermek için, aslında bir nevi yangını ilgili bilimlere şikayet ediyoruz. 155'te de yapılan aynı, herhangi bir suçu şikayet ediyoruz. Ha ihbar, ha şikayet. Şikayet deyince sanki biraz daha masumlaştırıyoruz. Sonuçta ihbar edilen bir öğretmen, yani devletin saygın bir çalışanı. Aynı zamanda toplumda da saygın bir meslek ve biri öğretmen olabilmek için uzun bir eğitimden geçmek zorunda. Bu eğitimi tamamlayınca da devlet sınava sokuyor. Bu sınavı geçenlerde öğretmen olabilme hakkı kazanıyor. Bunca şeyden sonra devlet kendi yetiştirdiği meslek çalışanlarına suç veya suçlu hattı kuramaz, ayıp olur. İşte bu yüzden "Şikayet" denmiş. Daha doğrusu ben böyle düşünüyorum.

Şimdi gelelim bu hattın işleyişine. Mesela öğrenci öğretmene üniversite sınavı için kaynak soruyor. Öğretmende bir kaynak öneriyor " bunu alırsan daha iyi olur" diye. Çocuk akşama eve gidiyor "Öğretmen bize bu kaynağı almamızı söyledi" diyor. Veli'de  147'yi çevirip öğretmenlerinin kaynak önerdiğini söylüyor. Çok yakın bir zamanda Ankara'dan tam yetkili müfettiş geliyor. Tam yetkili müfettiş demek karşında bakan var demektir. Resmen soruşturma için okula geliyor. Basit bir örnekle işleyiş bu şekilde.

Aslında öğretmen şikayet hattı 147'nin altında çok acı gerçekler var, bunlara değinmeden geçemeyeceğim. Bence böyle bir hattın kurulma nedeni öğretmen şiddetinin önüne geçmektir. Eğitimde şiddet diye birşey olmamasına ramen hala günümüzde şiddet uygulayan ve bunun bir eğitim olduğunu söyleyen öğretmenlerimiz bulunmakta. Halbuki eğitimde şiddet diye birşey yoktur. Hattın kurulmasıyla, hiçte iyi olmayan niteliksiz öğretmen yetiştirdiğimizde ortaya çıkmakta; yoksa neden böyle bir şeye ihtiyaç duyulsun? Öğretmen öğretmenlik yapar, öğretmenlik yaparken suç işleniyorsa eğitimin yanından geçmez. Böyle bir durumda 147'nin ortaya çıkmasına da şaşmamak gerekir. Bu uygulama ile niteliksiz öğretmenlerin yapacaklarının önüne geçilmeye çalışılıyor. Daha önce de söylediğim gibi eğitimli eğitimciler yetiştiremiyoruz. Buradan çıkan sorunlarıda 147 ile kapatmaya çalışıyoruz. Olmaz!

Bana göre saçmalık olan bu uygulama yerine, öğretmen yetiştiren kurumları (Eğitim Fakültelerini) daha nitelikli hale getirmeliyiz. Bu şekilde daha iyi eğitimciler yetişir. Daha iyi eğitimciler yetişirse daha iyi nesiller yetiştiririz. Gerçi bunda eğitim sistemininde büyük bir etkisi var ama oraya girersek çıkamayız. Kısaca: Nitelikli Öğretmen + Nitelikli Eğitim Sistemi = Nitelikli Nesil'dir.

Temeli bozuk bir yapıyı şikayet numaraları koyarak düzeltemeyiz. Eğer bunun gibi yöntemler kullanacaksak yan komşuyu şikayet hattı, bakkalı şikayet hattı gibi hatlarda kurulmalı. Böyle bir uygulamaya numara dayanmaz.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Formasyon Hakkı

Türkiyenin gündeminden hızla gelip geçen ve kimsenin ne olduğunu bile anlamadığını düşündüğüm bir konuya değinmek istiyorum, formasyon. Nedir formasyon? Kısaca bölümlerdeki (Fizik, Kimya, Biyoloji vs.) kişilerin bu eğitimi alarak (yaklaşık 6 ay falan) öğretmen olabilmenin kapısını açan eğitimdir. Doğru mudur, değil midir anlatmaya çalışacağım.


Şimdi bir şey hayal etmenizi isteyeceğim, bir sistem düşünün bir biyoloji öğretmeni var. Bu biyoloji öğretmeni YÖK'ün hazırladığı altı aylık bir eğitimden geçiyor. Bu eğitim sonucunda yeterli puanı aldığında artık doktor olabiliyor; ama 4 yıllık öğretmenlik fakültesinde geçirdiği hayatı boyunca ne insan tedavi etmiş nede ameliyata girmiş; ama artık doktor. Artık ameliyat edebilecek, hastanelerde çalışabilecek, insanların hayatına yön verebilecek. Gözlerim yaşardı doğrusu. Böyle bir şey olsa bütün Türkiye sokaklara dökülür, eylem yapar. Herkesin götü tutuşur; ama biyoloji bölümünde okuyup dört yıllık öğretim hayatı boyunca ne çocuk  psikolojisi, ne sınıf yönetimi, ne öğretim tasarımı, ne eğitimde materyal tasarımı ve kullanımı ne gelişim psikolojisi gibi birçok dersin baş harfini bile görmemiş bir kişi altı aylık süper bir eğitimden geçerek(!) bu dersleri alması sağlanıp öğretmen olabiliyor. Ama kimse gıkını çıkarmıyor.

Şimdi bunu okuyan herkes "canım doktorlukla aynı şey mi?" diyordur. Eğitim fakültelerinde okuyan öğrenciler dört yıl boyunca o dersleri verebilmek için bir tarafları yırtılıyor. Şimdi burada önemli olan bir başka konu şu, madem bu dersler altı ayda verilebiliyor(!) neden öğretmenlik bölümleri 4 yıllık? 2 yıllık yapın bitsin ne uğraştırıyorsunuz bunca insanı?

Şimdi gelelim "canım  doktorlukla aynı şey mi?" diyenlere. Öncelikle düz mantığınızı kapatıp, tarafsız olarak değerlendirin anlatacaklarımı! Doktor bir insanın hayatını değiştirebilir; çünkü onu iyileştirir veya bir anlık hata ile öldürür. Sevdiklerine kavuşturur veya koparır. Bir öğretmen insanın hayatını  değiştirebilir, ona öyle bir eğitim verir ki, hayatının geri kalanını etkileyecek kişiliğini oluşturur, adam eder veya onu öyle bir eğitir ki, kişiliği bozuk seri katil olabilir; ama siz her şeyi anlık bir şekilde değerlendirirseniz uzun vadede sonuç verenleri göremezsiniz. Eğitim öyle bir şeydir ki çocuğa 5 yaşında uyguladığınız bir davranış 45 yaşında tepkisini verebilir. Doktorun yaptığı ameliyat gibi ertesi gün ne olacağı belli olmaz. İki ucu boklu değnektir, ortadan tutamazsanız elinize bok bulaşır (Asla doktorları küçümsemiyorum, haddime bile değil, sakın yanlış anlaşılmasın somut örnek verme amaçlı). Hala aranızda "eğitim fakültesinden mezun olan öğretmenlerde neler yapıyor sanki onlar çok mu iyi?" diyenler vardır eminim. Dört yılda bu eğitimi alanlar düşündüklerinizi yaparsa altı aylık bir eğitimi alanlar neler yapar bir düşünün. Ben burada 4 yılda süper eğitimciler yetişir demiyorum. Düşünün bi yahu! Dört yılda yapılamayan altı ayda nasıl yaptırılabilir? Bir insan yetiştirmek bu kadar kolay mıdır?

Kutsal meslek nedir bilir misiniz? Herkes öğretmenliğe, doktorluğa, itfaiyeciliğe, polisliğe, askere, din adamlarının yaptığı işe kutsal meslek der. Ama neden der biliyor musunuz? Çünkü bir mesleğe kutsal denilebilmesi için, o meslekte çalışanların kendi için değil, başkaları için çalışması gerekir. Yukarıdaki saydıklarım mesleklerde çalışanların hiç biri kendi için çalışmaz, gidin bir itfaiyeci ile konuşun.

Bir işe nasıl meslek denilebilir bunu bilir misiniz? Bir yapılan işe meslek denmesi için o yapılan iş toplumdan kaldırıldığında, toplum hayatının aksaması gerekir. Örneğin itfaiyeyi kaldıralım ne olur uzun uzun yazmayacağım.

Neyse konuyu dağıttım uzunca toplarsak, formasyon eğitimi kaldırılmalıdır, saçmalıktan başka birşey değildir. Burada bölümleri de suçlamamak lazım. İş sıkıntısı had safhada olan bir ülkede yaşıyoruz ve insanların her fırsatı değerlendirmesi normal; ama bu şekilde bir sistemle eğitim fakültelilerin önü de ister istemez kapanmaktadır. Üstelik bu ülkede öğretmen açığı da yoktur. Öğretmen sıkıntısı olsa ayrı bir durum zaten... Hatta eğitim fakültesi kontenjanları azaltılmalıdır.

Buradan facebook'ta "Okul öncesi öğtermenliği zor diyenlere götüyle gülen mühendisler" sayfasına selamlar, sizin oraya gelmenizi sağlayan o beğenmediğiniz öğrmenlerdir. Yaptığınız bu ergensi tavırlara öğretenlerde götü ile gülüyor merak etmeyin.

Son olarak, evet formasyon haktır; ancak bu hak ile başkalarının hakları ihlal edilmektedir. Bunca atanamayan öğretmenler varken bölümlere formasyon hakkı vermek "Türkiye de Eğitim Fakülteleri yetmiyor ve büyük öğretmen açığı var" demektir; ama böyle bir şey söz konusu değil. Kalın sağlıcakla...